google-site-verification=8SKVZvCgNq15inzikTP1VfTBOYQ81urWn55KV6iqqtw
Allah’ın rızası dediğimiz vakit; yeryüzünde ne yaparsak yapalım, O’nun rızasını gözetmeliyiz. Ancak o zaman iz bırakabilir ve rızasını kazanabiliriz. Hiçbir şekilde iz bırakma arzumuz Allah’ın rızasının önüne geçmemeli; zira ancak bu şekilde gerçek, hakiki kulluğu tam manasıyla yerine getirdiğimizde rıza-i ilahiyyeye yaklaşmış oluruz. Zaten ikisinden birini, özellikle de rıza-i ilahiyyeyi gözetmediğimiz vakit, birçok işte tam bir başarı elde etmek oldukça zor olacaktır. İşlerimizin neden zorlaşacağına bir parantez açacak olursak:
Alem-i dünyaya gelişimizdeki ilk amaç rıza-i ilahiyyedir. Belki de bir kısım kişiler; bunun (rıza-i ilahiyyenin) bu kadar öncelikli olduğunu nereden çıkartıyorsun tarzında suallerde bulundukları vakit, onlara şu ayet-i kerimenin konuya açıklık getirdiğini gösterebiliriz:

“Allah; mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (1)
Ayet-i kerimede de görüldüğü üzere rıza-i ilahiyye her şeyden büyüktür. Bu nedenle her işimizde öncelik, rıza-i ilahiyyedir; sonrasında birçok ameli yerine getirebiliriz. Böylelikle aklımıza takılan meselelerden birine daha açıklık getirmiş olduk. Peki, diğer bir mesele nedir?
Allah’ın rızasını ve hayatta iz bırakmayı beraber, dengeli olarak nasıl yürüteceğiz?
Burada zaten her amelimizde öncelik olarak rıza-i ilahiyyeye yer verdiğimiz vakit, bizler istemesek dahi belli bir vakit sonra bariz şekilde iz bırakmamız muhakkaktır. Özetle; rıza-i ilahiyye ile başlanılan her amel, peşinden hayatta iz bırakmayı getirecektir.
(1) Tevbe Suresi, 72. Ayet (Diyanet Vakfı Kur’an Meali)