28 Şubat; bu milletin hafızasına kazınmış bir kırılmadır. Sadece bir tarih değil, bir imtihan ve koskoca bir travma aslında...
28 Şubat Süreci; inancın kamusal alandan sürülmek istendiği, başörtüsünün üniversite kapılarında bekletildiği, Kur’an kurslarının susturulmaya çalışıldığı, imanla yoğrulmuş bir neslin sindirilmek istendiği bir devrin adı.
Bu topraklar, ezanla dirilmiş; şehadetle sulanmış; secdeyle mühürlenmişti. Lakin bir asrı aşan süreçte, inancını hayatının merkezine koyan insanlar kimi zaman “irtica” yaftasıyla, kimi zaman “çağdaşlık” bahanesiyle dışlanmış; darbelerin gölgesinde yaşamaya zorlanmıştır.
27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 Askeri Darbeleri; sadece yönetimleri değil, zihinleri ve umutları da hedef almıştı. Ardından gelen 28 Şubat (1997) ise postmodern yöntemlerle imanlı bir nesli kamusal hayattan tasfiye etmeye kalkışmıştı.
Ders alana bir ibret vesikası; ibret alamayana ise bir hikâye gibi gelir. Fakat nice cana, nice hayata ve nice umuda mâl olduğu güneş gibi parlak bir hakikat.
İmanın, tankın paletiyle ezilmediğini;
İslâm şiarının, yasaklarla sindirilemediğini,
Ezanın, susturulamadığını ve Kur'an'ın üfleyerek söndürülemediğini bilmeyen akıllara bildirilmiş, görmeyen gözlere gösterilmiş ve anlamayan idrake ispat edilmişti...
Bugün camiler doluyorsa, gençler Kur’an’ı özgürce okuyabiliyorsa, başörtüsü bir yasak değil bir izzet sembolü olarak her mecrada taşınabiliyorsa; asker anneleri mezuniyet törenlerinde başörtüsü ile askeri mezuniyetlere özgürce katılabiliyorsa;
bu, dün bedel ödeyenlerin sabrı, duası, dirayeti, azmi, imanı ve İslam'a bağlılığı sayesindedir.
Nice genç eğitim hakkından oldu, nice aile fişlendi, nice memur mesleğinden edildi.
Nice hayat, faili meçhul oldu. Nice alimler, elektrik şartelleri altında aklını yitirdi. Ama hiçbiri inancından vazgeçmedi.
Bir hakikat daha varki; dün İslâmın şiarı adına mağdur edilen nice canlar, kurbanlar vardı; bugün tam aksine İslam'ın şiarını bizler mağdur ediyoruz.
Ey genç kardeşim;
Dün İslam’ın mağduriyetini yaşayanların hassasiyetlerini, bugün keyfî tercihlerle zedeleme ve mağdur etme hakkımız yok bizim. Bu özgürlüğün bir bedeli var. Bu rahatlık, bir mücadele mirasıdır. İslam’ı yaşamak bir lütuf değil; bir emanet ve mesuliyettir.
28 Şubat günlerinde zulümle, baskıyla ve korkuyla bize dayatılmak istenen o kimliksizleştirme projelerini; bugün kendi irademizle benimseyip nefsimize ve neslimize uygulamak, geçmişin mağduriyetini kendi elimizle yeniden inşa etmek olur.
Dün zorla giydirilmek istenen fikrî prangaları, bugün gönüllü olarak takmayalım.
Zulümle dayatılan zihniyeti içselleştirip çocuklarımıza miras bırakmayalım.
Unutmayalımki: 28 Şubat Süreci sadece bir baskı dönemi değil, bir kimlik imtihanıydı. O gün bize yaptırılmak isteneni, bugün kendi elimizle yaparsak; zulmün karşısında direnenlerin hatırasına da, çekilen cefalara da haksızlık etmiş olur; istenilen kimliğe bürünmüş oluruz.
İslâm ve şuuru ile kalabilme duası, temennisi ve niyazı ile...
Bin can ile binler baki selâmlar


