VEDAT KAN


Ulaştır/ma 2

.


Haddimi aşarak birkaç defa ben yazdım; ta eskilerden tanıdığım belediyeci birkaç arkadaşım var, tabiri caiz ise masa sahibi olanlardan, onlara da ilettim. Takip ettiğim kadarıyla da kimse konuyu pek fazla takmıyor, hatta ve hatta hiç kimsenin de umurunda değil.

Neden olsun ki?

Nasıl olsa bütün halkım hayatından memnun.

Sıcaklar altında kendimden geçmeden şu haddimi bir daha aşayım dedim ya neyse, haydi hayırlısı…

Ulaştır/ma biriminizde problem mi var diye sorduk cevap alamadık. Duraklarınızı eleştirdik umursamadınız. Araçlarınız sıkıntılı dedik, çok ta tın dediniz. Ulaştır/ma hususundaki hizmetleriniz hizmet olmaktan çıktı işkenceye dönüştü dedik, sanki oradan birileri “beter olun” dercesine sessizleri oynayarak, sanki de sabrımızı devşirme yolunu denemektedirler ama inanın çok sürmez asıl sıkıntılar kendini gösterir.

Kardeşim; şehrimiz, yüz binlerce insanı barındıran hatta milyonu geçmiş “büyük şehir” statüsünde olan bir şehirdir. Bu “büyük şehir” olan yerde kullandığınız veya kullanmaya çalıştığınız araçlarınız artık bu yoğunluğu hiçbir yere ulaştırmıyor.

Belki personel kaynaklı, belki maddi kaynaklı, belki de eğitimsizlik kaynaklı bir sorun olduğu aşikâr ama inanın bu durum da vatandaşı ilgilendirmiyor.

Adı üzerinde “özel halk otobüsü” olan ibarenin hiçbir özelliği olmadığı gibi halka da öyle özel davrandığınız pek söylenemez. Zaten o araçlarda otobüs değil, bir küçüğü midibüstür ve bu nüfus yoğunluğunda artık onlarda büyük araç olmayı beklemektedir. 30-40 kişilik bu araçlar ilk duraklarda dolduğu için yeterli olmamakta, sonraki duraklarda bekleyen yolcular için ulaşım çile olup çıkmaktadır.

Bir de bizim gibi “büyük şehir” ve aynı zamanda da “öğrenci” şehri olan bir memleket için bu araçlar taksi niteliğinde olmaktan öte hiçbir özelliği yoktur.

Belediyeye ait olmayan bu araçların sıkıntıları da anlaşıldığı kadarıyla şahısları ilgilendirmekte, bu sıkıntılar günün belli saatlerinde vatandaşa aksettirilerek, aslen hizmet edilmesi gereken topluma karşı eziyete dönüşmektedir.

“Problemler çözülmek istenildiği ve gayret gösterildiği zaman çözüm basitleşir.” Bu mantık ile yola çıkmış olsa idiniz bu şehrin bugün ULAŞTIR/MA gibi bir sorunu olmazdı. Bunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz.

Bu arada kısa bir zaman sonra size oy verecek olan kendi şehrinizin yaşayanı vatandaşınızdan vaz geçtim. Sayılı birkaç gün sonra bu “büyük şehri” şenlendirecek olan on binlerce öğrencimiz daha gelecek ve bu ulaştır/ma cenderesine dâhil olacaklar. Tedbirinizin ne olduğunu bilmiyorum ama elinizi çabuk tutmanızda fayda var.

Bu arada; duraklarda bekleyen vatandaşın büyük bir çoğunluğu memur ve tayin ile geldiğinden, çevre ilçelerden geldiğinden, yabancı olduklarından, çevreyi tanımadıklarından dolayıdır ki toplu ulaşım araçlarını kullanmak istediklerinde, hangi aracın nereye gittiğine dair bir bildirim aramaktadırlar. Hani o asıl “büyük şehir” lerde olan ve duraklarda bulunan yön istikamet ve hat bilgilerini içerir tabelalardan. Hani şöyle 30 a 40 cm türünden olan ve bir zamanlar duraklarda bulunan türden şeyler. Bir zamanlar bazı duraklarda bilhassa ana hat duraklarında (üniversite, şehir hastanesi, asıl iştigal alanınız cumhuriyet caddesi gibi yerlerde) vardı sanki yine siz kaldırmıştınız.

Şoför arkadaşlara sorup, cevap alamama gibi bir riske girmek sıkıntılı şu sıralar, malum bütün her kes maddi sıkıntı içerisinde, adam maaşını aldığı yok, belki de yetmiyor ve sen o arada gelmişsin “ben falanca yere nasıl giderim” gibi lüzumsuz bir soru soruyorsun. Adama demezler mi  “uç kardeşim kanatlarını aç uçarak git”   diye. Birkaç kişiyle görüştüm adamlar dert küpü, sıkıntıların biri bin para doğrusunu isterseniz sorduğuma da soracağıma da pişman oldum çıktım ortaya. Meğer gözümüzün önünde 21. Yüzyılda köle misali çalıştırılan ve üvey evlat muamelesi gören bir zümre varmış ta bizim haberimiz yokmuş. Konu ile detaylı hususları elbette ki kısa bir zaman sonra yazacağız ama asıl meselemiz, büyüklüğü ile gurur duyan belediyemizin yaptığı o kadar başarılı çalışma (gerçekten takdire şayan olan çalışmaları mevcuttur) içerisinde şu ulaştır/ma konusunda neden yaya kaldığıdır.

Yeri geldiği zaman halkın arasına “sahapsız memleket” türküsünü nakarat olarak yerleştiren fısıltı gazeteleriniz size bu durumu hiç mi bildirmedi? Elbette biz kâhin olduk plakaya bakar bakmaz anlıyoruz aracın nerelere gittiğini, hangi şehirlere uğradığını, nerelerde çay veya kahvaltı molası verdiğini ama emin olun dışarıdan gelen misafirlerimiz bilmiyor. Siz bu işin başındakiler hiç bilmiyorsunuz. Ne personelinizin sıkıntılarını, ne miadı dolmuş araçlarınızın sıkıntılarını, ne vatandaşınızın sıkıntılarını. İnşaatçılık yapmak ile seracılık yapmak ile sütçülük yapmak ile belediyeci olunmaz. O saydıklarımızın sektör olarak zaten ilgilileri var, kurum ve kuruluşları var ve bırakın herkes kendi işini yapsın. Siz belediye olarak asıl vazifelerinizi aksatıp, esnafın işine el atarsanız nerede kalır şu hak, hukuk, adalet ilkeleri.

İtfaiye gurubunuzda durum nedir bilmiyoruz ama inşallah öğrenmek gibi bir imtihanımız da olmaz. Rabbim kullanmayı nasip etmesin ama ucu bucağı saatler süren kocaman şehrimizin maazallah bir yerinde yangın çıksa sonuçları tahmin bile etmek istemiyorum.

Fen İşlerinizde gerçekten söze bile gerek yok. Onlar da olmasa şehrimizde bize belediyeyi hatırlatacak neyiniz kaldı. Sanki de özel şirket oldunuz gitti. Ha bir de Mezarlık İşleri Müdürlüğünüz. Adamlar işlerini gerçekten harika yapıyor. Zaten sizin belediyecilik olarak tartışmasız tek bir hizmetiniz var o da bu. Gerçi komşu olarak sesli okunan kur’an ı kerim den dolayı bazı endişelerimiz var ama ona da artık müftülüğümüz bir fetva verir herhalde. Sabah mesai başlar başlamaz sesli okunan tilavet esnasında bazen yatakta, bazen lavaboda bazen de banyoda yakalandığımız oluyor, acaba diyorum haddim olmadan sessiz okunsa ölmüşlerimize faydası yok mu diye ama ben karışmıyorum. Bu hususta uzman olanlar fetvayı versin.

Ama Allah var gerçekten bu müdürlüğünüz işini iyi yapıyor, belediyeciliğinizden en azından hiç beklemesek te böyle bir şeyi harbiden iyi gömüyorsunuz.