Hep dedik, hep yazdık, yeri geldi örnekler verdik boy boy, yeri geldi ispat bile eyledik attığınız adımların sıkıntılı olduğunu ama gel gör ki, nafile. Ne kimselere ulaşabildik, ne de birilerine laf anlatabildik.
Her şeyin en iyisini siz bildiniz. Her şeyin en iyisini siz yaptınız. Her şeyin en kralını siz söylediniz ve şimdi size göre lale devri saltanatınızda gül gibi geçinip gidiyorsunuz.
Kentsel dönüşüm dediniz; milletin evine, barkına, ocağına ve hatta iş yerine incir ağacı diktiniz. Şehrin ana merkezinde olan bütün yerleşkeleri darmadağın edip mahalle namına, yaşam kalitesi namına hiçbir şey bırakmadınız ve bunu da yaparken, bazı durumlarda işin içine gazi meclisi bile alet ederek yol aldınız. Yok aman efendim yüz yıllık imar sorununu çözmüşlermiş te, yok dikeyine gitmeyeceklermiş te, yok bundan sonra yatayına gideceklermiş te… Valla kusura bakmayınız ama siz bu şehirde göreve başladığınızdan bu yana hep dikine gittiniz. Etrafınızdaki şakşakçılarınızdan mesafe ayarı yapamamışsınız ne yapalım. İmar yönetmeliğini resmi gazetede yayınlatmak ise reklam boyutunun başka bir olayı zaten.
Ama inanın kral çıplak.
Ve ezber bozuldu bir kere.
Kentsel dönüşüm çalışmalarınızda başarı oranınızı neye göre değerlendiriyorsunuz bilmem ama bildiğim tek bir şey var o da halkın bu işten hiç ama hiç memnun olmadığıdır. Ve siz o halkın karşısına kısa bir zaman sonra çıkıp oy isteyeceksiniz. Ortaya ne koyacaksınız Allah aşkına, yarı olimpik yüzme havuzunu mu? Altı ayda bir değiştirdiğiniz asfalt resimlerini mi? Evlerinden ettiğiniz insanların gözünün önünde hakkını vermeden yıkıma yolladığınız bir kültürün, yaşam felsefesinin, komşuluk destanlarının, arkadaşlık türkülerinin bu yıkımlar ile getirdiği yok oluş tarihini mi?
Ne yaptınız göremiyoruz. Hem de ödüllü.
Belediyecilik nedir? Belediyecilikte amaç nedir?
Biri kalkıp domates tarlası açar, yarı olimpik yüzme havuzu işine girer. Başka biri dört tane tarihi eserin peşine düşmüş sözüm ona halka hizmet eder, atalarımızın binlerce yıldır bıraktığı taşlara bir şey olmazken, her yıl döşediğiniz sözüm ona taşa dair her şeyimiz helva gibi parçalanır. Birisinin yollara çektiği çizgi ilk yağmurda kanalizasyona karışır. Döktükleri asfalt bir kış kar altında kaldıktan sonra kum olup çıkar ortaya, birisi şehirde bütün esnafın işine muadil olarak başta inşaatçılık olmak üzere her şeyi yapar. Başka biri uluslar arası çalışarak Sen Petersburg’un masalsı beyaz gecelerine inat Yenişehirin göbeğinde saray inşa ederek, bir zaman sonra ne için yaptırdığını unutur. Ve biz o kadar büyük bir saltanat içerisinde yaşarız ki, o sarayı paylaşacak alan bulamayız. Her kesim sahiplenmek ister, “bize verin, bize verin” diye.
Büyük umutlarla, büyük hayallerin meyvesi olarak açılan tekstil kent ve tekstil işletmelerinin durumu ortada. Afganlılar ile Suriyelilere ucuz işçi gözüyle bakanların bizim kölelerden haberleri yok galiba.
Ve bu durum karşısında her kurum ve kuruluş kendi gemilerini denizde sallatmadan yol aldırma gayretinde. Kimisi kaleyi parayla gezdirir, kimisi faturayı gönderdiği andan itibaren aynı gün mesaj yoluyla vatandaşı tehdit etmeye başlar, kimisi kanunların arkasında saklanarak tefecilik yapar ve vatandaşa karşı görevimizi layıkıyla yerine getiriyoruz lay lay lomu alır başını gider.
Gerçekten çok zor bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın yeniden şekillendiği, dünya devletlerinin ve halklarının yeniden formatlandığı bu dönemde, içimizde birkaç yalnızlaştırılmış insanın gösterdiği gayrete destek verebileceğimiz hangi adımımız var? O insanlar ki; yurt içinde ve yurt dışında milli irade için ellerinden gelen her türlü çabanın gayretinde iken, dünya devletlerine “biz buradayız, bizim olmadığımız yerde tarih te olmaz” olgusu içerisinde gece gündüz mesai harcarken, o insanların takımında olduğunuzu iddia eden sizler, acaba hangi çırpınış içerindesiniz?
Henüz yıllar evvel yapılmış olan bir sürü sosyal tesisin ve spor faaliyet alanının kullanım şartları bile sağlıklı bir şekilde sağlanmamışken, bugün yarısını tamını bilmem olimpik bir havuz sürecine girmeniz bize sadece lale devrini hatırlatır. Saray vari kamu dairesi inşa etmeniz havuza altın atanların durumunu hatırlatır.
Belediyecilik adı altında;
Tarıma el attınız, çiftçinin durumu ortada. Reklamlardan ara verip gerçeklere baktığınız zaman tarlayı sürmenin sizin işinizin olmadığı aşikâr.
İnşaata el attınız, imar ve yapılaşmanın, emlak değerleri ve kiraların durumu ortada. Ve kimseler kusura bakmasın, pandemi sürecinin bu olayda olumsuz katkısı sizin el atmanızın yanında solda sıfır kalır.
Hizmet sektörüne el attınız, şehirde esnaf kan ağlar duruma geldi. Yarın bir gün her durağın yanına belediye lokantaları, belediye taksi durakları açılır ise hiç şaşmam. Nasıl olsa sosyal tesis adı altında bir takım esnafın işine engel oldunuz. Şehrin en güzel, en nadide ve el değmeyen yerleri elinizin altında ve şehrin esnafı sadece seyrediyor. Mecburiyetten… Bu arada gemimizde yola çıktı değil mi?
Eğitim sektörüne el attınız, her mahallede ESMEK açtınız, bilgi evi adı altında yerler açtınız. Sonuç ne oldu, amacına uygun olarak kullanılan neresi var? Kaç öğrenci eğittiniz? Kaç öğrenciniz bu bilgi evlerinde sizin sağladığınız imkânlar doğrultusunda üniversiteye girip hayata atıldı?
O yoğun gündem dolu faaliyetleriniz nelerdir?
Sahi, belediyecilik adına asli görevlerinizden hangisi başarıyla tamamlandı da yarın bir gün seçmenin karşısına çıkıp oy isteyeceksiniz?
Bu şehrin ulaştırma sorunu var, kentsel dönüşüm gibi kocaman bir sorunu var, işsizliğin had safhada olduğu ilimizde kalitesiz ve orantısız gizli bir göç sorunu var, trafik sorunu var, koordine eksikliğinden kaynaklanan denetim sorunu var, halkın kendisiyle iletişim sorunu var, var oğlu var ve siz halen daha ödül peşindesiniz.
Birkaç gün evvel şehrimizde bir ilk daha yaşandı ve ana muhalefet partisi, şehrimizde beklenilenden daha farklı bir şekilde çıkarma yaptı. Kimilerine göre gövde gösterisi, kimilerine göre ise şov. İster kabullenin, ister kabullenmeyin bu parti Türkiye Cumhuriyetimizin, kanuni bir siyasi partisidir ve yurt içinde ve dışında destekleyip, oy verenleri mevcuttur. Sevilip sevilmediği kimseleri ilgilendirmez ama saygı duyulması gerektiği de kaçınılmazdır. Ama gördüğümüz ve bilhassa yaşadığımız kadarıyla çok verimli bir çıkarma olmuş, gerek vatandaşlarımızın olaya gösterdiği ilgi ve yakınlaşma, gerek ise misafirlerimizin gösterdiği sıcakkanlılık, aradaki buzların erimesine vesile olmuştur. Yani sadece bir ziyarette aradaki uzun ayrılıkların acısı çıkarılmıştır. Bu ziyaretlerin devamı gelir ise iktidar partisinin ve bilhassa belediyelerinin vay haline.
Daha dün ki yapılan seçimlerde hangi partinin ne oranda oy aldığı unutulmamışken, hangi partilerin ne oranda milletvekili çıkarma şansını kaybettikleri unutulmamışken, birilerinin yaklaşan seçimleri çantada keklik gibi görmesi kendisini darı ambarında sayıklaması gibidir unutulmasın.
Az önce de ifade ettik aslında ezber bir kere bozuldu.
Herkes eteğinde bir şeyler biriktirdiğinden, yeri ve zamanı geldiğinde de ortaya dökmenin gayreti içerisinde olacaktır. Bu yüzden Ankara’da yalnızlaştırdığınız birkaç iyi adamı desteklemek yerine, kendi hülyanızın peşine düşerek bir şeyler aramak yerine, asli vazifelerinizi dahi unuttuğunuz şu kısacık günlerde, vakti saati geldiğinde eyvah eyvah dememeniz açısından bir kez daha uyarmak görevimiz olsun. Hem yarının gelişi, bugünden belli değil mi zaten.
Demedi demeyin…
Atalarımız boşuna mı demişler; Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur diye.



