Asırlardır Ortadoğu'yu Cehenneme çeviriyor Siyonist Yahudi Çeteleri ve Emperyalist Hristiyan Avrupası...
• Müslümanı Müslümana kırdırdı, kardeşi kardeşe düşman ettirdi; ittihad, uhuvvet ve tesanüdü
bitirdi, adına İslâm Terörü dedi.
• Müslümanı katletti, Müslüman kanı üzerinden siyaset yaptı, adına İslâm Terörü dedi.
• İslâm adıyla örgüt kurdu, kurduğu örgüt eliyle İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirdi, adına
İslâm Terörü dedi.
• Onlar Müslüman'ı vurduğunda Nefs-i Müdafaa dedi; Müslüman karşılık verince "İslâm Terörü"
dedi.
Haritalar değişti, yönetimler devrildi, nesiller geçti; fakat yangın dinmedi. Ortadoğu’ya
“medeniyet”, “barış”, “özgürlük” ve “insan hakları” isimleriyle gelen müdahaleler, geride harabeye
dönmüş şehirler, parçalanmış aileler ve yetim kalmış çocuklar bıraktı.
Daha acısı şudur ki; bu müdahaleler dünya kamuoyuna çoğu zaman bir kurtuluş reçetesi olarak
sunulurken, toprağını ve haysiyetini müdafaa edenler kolaylıkla “terör” etiketiyle anıldı.
Savunmaya “saldırı”, işgale “barış”, direnişe “radikalizm” denildi. Ve zihinlere ısrarla şu kavram
telkin edildi: "İslâm Terörü"
Bir din ile bir örgüt, bir kitap ile bir suç, bir hakikat ile bir sapma aynı cümlede yan yana getirildi.
Bu ise basit bir kavram üretimi değil; zihinsel bir mühendislikti elbette.
Algı, vakıanın yerini aldı.
Kelime, hakikatin önüne geçirildi.
Biz de, def'leriyle oynadık, çalgılarıyla göbek attık, sözlerine baş salladık, onayladık, çanak
tuttuk!
Ta ki, yıllardır; İslâm kelimesi ile İslam'ın çocukları asla barışamasın, kendi benliğini bulamasın,
birlik olamasın ve inancından sökülüp atılsın.
Nitekim istedikleri oldu, oluyor!
Bir genç, okulda İslâm’dan bahsederken çekiniyor; çünkü zihinlerde İslâm, bir terör
mekanizması gibi kodlanmış durumda.
Bir insan, İslâmî bir vecibeyi yerine getirirken “yanlış anlaşılır mıyım?” endişesi taşıyor.
“Şeriat” kelimesi, asıl manasında adalet ve hukuk sistemini ifade ederken; medya diliyle korku
çağrışımı yapan bir sembole dönüştürüldü.
Bu, sıradan bir propaganda değil; kelimeler üzerinden yürütülen bir savaşın neticesidir.
İslâm Terörü kavramıyla planlar tıkır tıkır işlerken, bu kavram sayesinde İslâm İttihadı, İslâm
Birliği varsa da oluşmuyor!
Çünkü iki kişinin bir araya gelip İslâm Adına bir birlik oluşturması demek; İslâm Terörü ve
Radikal İslam yaftası ile karşı karşıya gelmeleri demek.
Demek ki bir millet, yalnız topla tüfekle değil; Bir kavramla da mağlup edilebilir.
İslâm’ın nuruyla yenemediklerini, "İslâm Terörü" kavramı sayesinde çatır çatır yeniyorlar,
öldürüyorlar, katlediyorlar...
Tüm bunları yaparken de, dünya kamuoyuna karşı bu delillendirmelerle güya "Haklılar".
1882'de İngiliz Müstemlekat Nazırı 'nın (dönemin Sömürge Bakanı): "Kur'an,
Müslümanların elinde olduğu sürece onları yenemeyiz. Onları Kur'andan uzaklaştırmalı ya da
Kur'an'ı ellerinden almalıyız." sözü, yıllar önce atılan temelin bugün ne kadar işlevsel olduğunu
tasdikliyor!
Kur'an, yeryüzünde insan üzerinde en etkili kelâm...
Şüphesiz Cenab-ı Allah, hidayet için kelâmı murad buyurdu, bu sebeple hiçbir savaş, Kur'an'ın
etkisini kaldırmaya gücü yetmedi.
Ne var ki, açık savaşla başaramadıklarını; kelimelerle, algılarla ve propagandayla denediler.
Yani, Kur'an'a ve İslam'a; Kur'an üslubuyla savaş açtılar.
İnsanları Kur’ân’dan soğutmak, İslâm’ı bir korku nesnesi gibi göstermek, İslâm ile şiddeti
bilinçaltında yan yana yerleştirmek...
İşte asıl strateji burada gizliydi.
Ve nitekim Başardılar !
Bugün hiçkimse, kozmopolit coğrafyada İslam'ın Terör ve Radikalizm ile yan yana bir kalıp
hâline gelmediğini savunamaz.
Hâsıl-ı kelam, kelimelerin gücü savaştan daha te'sirlidir.
Öyle ki, savaşları bitiren ve kazandıran; silahların gücü kadar kelâmın da etkisidir.
Derler ya hani; "Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı..." Bu, sadece bir atasözü değil; tarihî
bir hakikattir. Atalarımız boş yere lak laka etmemiş elbette, hikmet üretmiş.
Nitekim; İslâm adına kelimeler konuşmalı, kelâm vücut olmalı. İslam'ın bağrına saplanmış
ve İslam'ın kalbini kemiren kelâmları söküp atmalı. İslâm’ın bağrına saplanmış, onun kalbini kemiren kavramları söküp atmanın yolu; yeni
kavramlar üretmek yerine, hakikati aslına çevirmek ve bunun için uğraş vermektir.
Yapılacak şey; İslâm adına kelâmı ihya etmektir.
Korkmadan…
Ürkmeden…
Çekinmeden…
Fakat hikmet, basiret ve sabırla…
Çünkü nur, zulmetle kavga ederek değil; kendi ışığını ziyadeleştirerek galip gelir.
Bu sebeple;
• İslâm’ı okumalıyız.
• İslâm’ı anlamalıyız.
• İslâm’ı yaşamalıyız.
• İslâm’ı anlatmalıyız.
• İslâm’ı yazmalıyız.
Ve kelâmı, yeniden hakikatin hizmetine vermeliyiz.
Zira bu çağda en büyük meydan okuma ve hakikati gönüllere nakşetme, silah ve icbar ile değil;
manevi cihad olan kelâm ve ikna iledir.
Vesselam
Hayr ile…


