VEDAT KAN


GÜZEL HOCAMIN GÜZEL TESPİTİ

.


Bundan 20 yıl önce, yeni yaptırmış olduğumuz bir camide ilk Cuma namazını kılmak için camiye girdiğimizde, kürsüde görevli imamımız yerine tanımadığım bir şahsın cemaate vaaz verdiğini görünce gayri ihtiyari görevli imamımızı göz ucuyla arayıp, aynı göz ucuyla “hayırdır” imasını yollamıştım. Namazımız kılınmasına kılınmıştı ama gerek vaaz esnasında ve gerek ise namaz esnasında bu tanımadığım şahsın konuşmaları, yardım talebi, namazı kıldırma şekli beni ziyadesiyle rahatsız etmişti.

Namaz sonrasında hemen yemeğe geçmiş, olayı da o an için unutup gitmiştim. Daireye geldiğimde görevli imamın beni beklediğini görünce şahıs hemen aklıma gelmiş ve hemen;

-Hayrıdır hocam kimdi o arkadaş? Diye hemen sorumu sormuştum. Aldığım cevap susmama yettiği gibi, fazlaca da irdelemeyip aklımdan çıkarıp atmıştım. Çünkü vatandaşımız valilikten izin alarak gelen bir emekli vaizmiş. İlk Cuma namazı kılınan camimizde, kendi çabalarınca yaptırdıkları cami için hem yardım toplama, hem de emekliliği esnasında özlem duyduğu görevini ifa etme şansı bulmuştu. Ve görmesem de görevli imam arkadaşımıza şifahen bildirdiği beyanına göre de resmi belgeli izinliydi.

Günler su gibi akıyor ya haftamız ve cumamız da hemen gelivermişti. Yine sahne aynı tekrardan camiye gidiyoruz, kürsüde aynı emekli vaaz arkadaşımız ve görevli imamımız orta saflarda bir yerde boynu bükük oturuyor. Bir önceki haftanın aynı sahneler tekrardan yaşanmakla beraber, farkı bu sefer birden çok kişi gelmeleri. Tabii ki, namaz çıkışında öğreniyorum. Bu sefer yemeğe gitmeyip bekledim ve görevli imam arkadaşımıza durumun ne olduğunu sorduğumda geçen hafta aldığım cevabın aynını tekrar etmeleri bir oldu. Kardeşim valilikten resmi izinliymiş ve yardımlarımızdan dolayı bize duacıymış.

Bekledim ve emekli vaazımızın camiden dışarı çıkmasını müteakip evraklarını görmek istediğimi söyledim. Bana “evraklarının kendi cami inşaatında çantada kaldığını” beyan etmeleri üzerine tamam diyerek yanlarından ayrıldım ve olayı o an unuttum gitti.

Tekrardan bir hafta sonra, yine Cuma namazında camiye gittiğimde aynı arkadaşı kürsüde görünce hiç oturmadan görevli imamımızın yanına giderek izin evraklarını görüp görmediğini sordum ve görmediği cevabını aldım. Cevabına istinaden, görevli imam personelimize dedim ki;  “biz bu şahsı tanımıyoruz; kimdir, necidir ve amacı nedir bilmeyiz. Vaazı siyaset koktuğu gibi, bilgilerinin büyük bir kısmı da duygu sömürüsü içermektedir. Belgesi var ise al bana getir, yok ise namazı sen kıldır ve bir daha da müsaade etme” diyerek safıma geçip oturdum ve emekli vaaz arkadaşımızın sohbetinin bitmesini bekledim. Biraz sonra vaazımız kürsüden indi ve cami görevlisi arkadaşımız kendisinin kulağına benim mesajımı iletince de “hayır” anlamında başını sallayıp ellerini açarak izin belgesinin olmadığını ifade ederek olduğu yere saf arasına karışarak oturdu ve biz de namazımı kılıp camiden çıkıp gittik. Yardım falan toplayan olmadığı gibi, kendi camimizde kendi imamımız arkasında da iki hafta gecikmeli de olsa güzel bir Cuma namazı kılmış olduk.

Çok değil, namaz çıkışı yine yemekhaneye yemeğe gitmiştik ve tam on beş dakika sonra telefonumun çaldığını görünce elimi telefona attığımda babamın aradığını gördüm, normal bir şekilde cevap verdiğim bir anda babam sinirli bir şekilde nefes bile almadan;

-Sana verdiğim emeklere yazıklar olsun. Sen ne biçim bir adam oldun çıktın, komünist misin sen, camiden imam kovmak ne demek, kuldan utanman yok anladık Allah tanda mı korkun yok, adamın işini yapmasını nasıl engellersin, sana babalık hakkım haram zıkkım olsun; dedi ve telefonu yüzüme kapattı.

Ne yemek kaldı, ne dinim kaldı, ne adamlığım kaldı, ne evlat olmam kaldı ne de insanlığım. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü ve o an yerin dibine geçmek ile birlikte ölümü dahi seçenekler arasına katabilirdim.

Adam sen ne zaman şehre gittin, babamı nereden buldun, beni komünist olarak ne zaman ilan ettin, bu kadar lafı babama ne zaman ve nerede anlattın anlamış değilim. Meğer cami çıkışında birilerine “bu adam kimdir, kimlerdendir” diye sormuş soyad benzerliğinden yola çıkarak birkaç kişi içinde babamın telefonunu bularak bire bin katarak anlatmış. Bu adam emekli vaiz.

Büyük bir hüzün ve hayal kırıklığı içerisinde hemen kalktım ve arabaya atladığım gibi valilik makamına gittim.  Bu tür izinlerin alındığı yerden,  böyle bir şahsın hiçbir zaman izin almadığını. Kayıtlarda bu şahsın sakıncalı olduğu, bilhassa para toplama izninin olmadığı ve emeklilikten sonra hiçbir camide kendisine gönüllü vaazlık dahi yaptırılmadığını öğrenip yazılı olarak evrak alıp hemen babamın yanına gittiğimde,  beni kovmakla kalmadığı gibi dövmek için üzerime dahi yürüdüğünü gördüğümde yaşadığım sıkıntıyı hala unutmadım.

Şahsın kim olduğu, bu yardımları hangi cami için topladığını ve kendisine kimlerin yardım edip toplanan paraları ne için kullandıkları sonrasında bir bir açığa çıktı ama bizim komünistliğimiz yanımıza kar kaldı.

Neden mi bu olayı anlattım?

Hem de güzel bir Ramazan günü ve belki de Kadir gecesine denk gelen nadide bir günde. Bayrama günler kalmış, insanlarımızın manevi duyguları had safhaya ulaşmış ve inancımız gereği, kültürümüz gereği, örf ve adetlerimiz gereği bu maneviyattan haz alma durumunda iken.

Hâşâ; kimsenin işine karışmak gibi haddim, tasarrufum olmayacağı gibi hevesim ile birlikte bilgim de yoktur. Ancak;  bazı şeyleri görebilecek kadar, itiraz edebilecek kadar, muhalif olabilecek kadar, yanlışlarını söyleyebilecek kadar bilgimizde, tecrübemizde, hakkımızda vardır diye düşünüyorum.

Bir imamın camiyi kendi menfaatleri doğrultusunda kullanması ne kadar doğrudur bilmem.

Bir imamın bir camide neredeyse bir ömür boyu görevlendirilmesi ne kadar doğrudur bilmem.

Bir imamın kendi arabasını caminin hemen önünde yıkaması, camiye aynı özeni göstermemesi ne kadar doğrudur bilmem.

Her Cuma namazında, her Cuma namazında, her Cuma namazında ve bayram namazlarında hutbede, kürsüde, hatta hatta namaz başlangıcında yardım hususunu tekrardan tekrardan cemaatin beynine kazımanız ne kadar doğrudur bilmem.

Toplanan bu yardımların ne kadarının amacına uygun olarak kullanıldığının hesabı asla bana düşmediği gibi, kesin hüküm vermemin doğru olup olmadığını da bilmem.

Cami görevlisi arkadaşlarımızın kriterlerinin ne odluğunu ve çalışma şartlarını da bilmem

Ama kesinlikle bildiğim bir şey var ki yanlış isem komünist ilan etmeden bildiriniz lütfen.

Bu atamalarınız ne veya nerelere göre yapılıyor?  Kurumunuzun içerisinde siyaset var mıdır?  Siyasetin olduğu bir kurumda hak ve adaletten bahsetmenin, insanlara ALLAH ı ve DİN anlatmanın ve onlara ümmet olma bilinci aşılamanın şartları nelerdir öğrenmek isterdim.

Bir imamın veya cami görevlisinin, bir camideki görev süresi ne kadar olur ve bu sınırlama neye göre yapılır ve bu yapılan işlem esnasında kim veya kimlerin hakkına tecavüz edilir ve cemaate bu durumu anlatırken haklı çıkma şartlarınız nedir? Öğrenmek isterdim.

Ümmeti olarak kendimizi şanslı saydığımız bir peygamberin, mensubu olmak ile şereflendiğimiz bir dinin yaşam standarları belli iken, bu standartların çok üzerinde yaşayan veya çok altında yaşayan görevlilerinizin durumunun kontrolü neye göre yapılır gerçekten bilmek isterdim. Nasıl mı? Eğitimlerinden tutun da, görev dağılımlarına kadar.

Halkın önderi olma yolunda, halka örnek olma yolunda, halka bir konuyu aktarma yolunda hangi durumlarda öncülük ettiğinizi bilmek isterdim.

Saymak ile bitiremeyeceğimiz o kadar çok konu var ki.

Erdal GÜZEL ağabeyim çok güzel bir konu ile giriş yapmış, devamını haddim olmadan ben getireyim

ve olacak isem yeniden komünist ben olayım dedim ama ben de isterdim ki camiye namaza gittiğim zaman hiç dışarıya çıkmak istemeyeyim. O okunan Kur’an-ı Kerim içerisinde kendimi kaybedip, yeniden demleneyim. Ama ne yazık ki o şevki verecek birkaç hocamız var onlarda şehrin ekâbir takımın gittiği yerlerde, şehrin en güzide yerlerinde görevlidir, kalanlar ise hiç mi azmetmez arkadaş benim onlardan neyim eksik diye. Mesela gaziler mahallesinde her hangi bir cami imamı neden ulu camide görevlendirilemez veya kayak yolunda bir caminin imamı neden başka bir yere gönderilemez.

Velhasıl-ı kelam biz oturduğumuz yerde birkaç Osmanlıca, birkaç Arapça kelime ile süslenmiş yardım çağrılarından başka hiçbir şey dinleyemeyeceğiz. Dinlesek ne yazar? Anlayamayacağız.

Bir an önce Cuma bitse de çıkıp gitsek diyeceğiz, namaz kılındı mı, kılındı. Abdest almasını bilmeyen insanımız var, taharet almasını bilmeyen insanımız var, namaz sürelerini bilmeyen insanımız var, kul hakkının ne olduğunu bilmeyen, komşuluğun ne olduğunu bilmeyen insanımız var. Hatta ve hatta Cuma namazında imam efendi hutbede iken hutbenin ne olduğunu bilmeyen imamımız var. İnanın korkum odur ki hak etmeden o kürsüye çıkan imamımız olduğu kanaatindeyim. Ve bu yaşıma geldim henüz bir defa cami imamının çıkıp ta “mahallemde, cemaatimin arasında ihtiyaçlı ailem var” dediğini duymadım.

Tamam, her kurum kendi menfaatine iş yapacak anladık ve yaşadık gördük ama bu kadarı da olmaz. Hep vatandaştan alarak nereye kadar adım atmayı düşünüyorsunuz bilmem ama artık insanların canı boğazını geçti, ağzından çıktı çıkacak haberiniz olsun. Elektriğe her ay zam, doğalgaza her ay zam, gıda maddeleri almış başını gidiyor, saatlikten geçtik anlık geliyor artık zamları. Kasa da biraz muhabbet etsen ilk kelime ile son kelime arasında satın aldığın ürün fiyatı değişiyor farkında değil misiniz?

Bize örnek olacak olan imamlarımız ne yapıyor? Kürsüde Osmanlıca ve Farsça ve Arapça kelimelerle süslü nasihatlerde bulunuyor. Ve cehennem ateşinden bahsederek ALLAH ı bize korkunç bir intikam alıcı olarak göstermekten öteye gidemiyorlar. Hâlbuki kul hata yapar, kul günah işler, kul acizdir. Affedici olan kimdir, merhametlilerin en merhametlisi kimdir, tövbelerin kabul makamı kimdir. Siz, günahkâr olan biz kullara bunları anlatın, mahallemizde ihtiyacı olduğundan dolayı, aç kaldığından dolayı günaha bulaşan insanımızın vebalini anlatın. Sadaka taşlarının manasını anlatın. Gerçek manada zekâtın manasını anlatın. Kimse kusura bakmasın ama yardım paralarıyla makam arabası alıp sonrasında cemaate ALLAH sizden razı olsun demek ile bu iş olmuyor. O ALLAH ki mahkeme-i Kübra da bunun hesabını size de, susar isek bize de sorar.

İşini layıkıyla yapan hocalarımın ellerinden öperek aflarına sığındığımı beyan etmek isterim ama genel olarak gördüğümüz bu zümre karşısında üzüntülerimizi de ifade etmemek olmaz.

Ne yapalım yanlış isek düzeltilelim ve özür dileyelim. Tövbe edelim, ama sessiz kalmayalım. Bir tas çorba nedir ki, hemen her caminin altında sıralı dükkânlar var, birinin kirasıyla da gariban vatandaşa sıcak bir tas çorba ikram edelim.

GÜZEL hocamın örnek verdiği cami ve personeli gibi olmak çok mu zor.