Büyük bir heyecan ve ehli keyif mantığı içerisinde şehrimizin futbol takımının maçını izleme niyetindeyiz. Ne bir ağzımızı açmışlığımız var, ne de bir aksi düşüncemiz. Ağzı tadıyla, şu sıcak günlere ılıklık verecek bir keyif esinti içerisinde, kurulmuşuz televizyonun başına şehrimizin futbol takımının maçını izleyeceğiz.
Aklımızda hâşâ bir saniye öncesine dair hiçbir şey dahi yok. Saatler öncesi yok, günler öncesi yok ve hatta aylar öncesi bile yok. Seçim heyecanı yok, siyaset yok, bu hengâmede bir nebze olsun zamların ve enflasyon canavarının azılı dişleri arasında ezilen ekonomi bunalımı aklımızdan çıkıp gitmiş, kim kime ne demiş, kim kimi arka mahlede dövmüş şimdilik kimsenin umurunda da değil.
Şehrin Futbol Takımının maçı var.
Yaslanmışız yastığımıza; karnımız tok, sırtımız pek ve acın kabadayısı edasıyla, çokbilmiş tavrımızı da takınarak başlamışız şehrimizin futbol takımının maçını izlemeye.
Maç başlangıcında; çalan her yeni bir düdük, yeni bir umut, yeni bir başlangıç demek olduğundan; hakemlerin isimleri, karşılaşmayı anlatmaktan daha çok yorumlayan maç spikerinin kelimeleri ve hatta karşılaşma esnasında sahada bulunan futbolcuların çoğunluğunun da kimler olduğu ilk etaplarda dikkat çekmemektedir.
Çünkü şehrimizin futbol takımının maçı var ve…
Ve den sonrası yok işte. Ortaya çıkan elinde düdük olan biri her şeyin içine bir anda…
Diyor ki; ben var iken size umut yok, size heyecanlanmak yok, size keyif ile karşılaşmayı izlemek yok, size sevinmek yok, size hayal kurmak bile yok. Çünkü ben size bu maçı aldırmayacağım, bu ma çı al dır ma ya ca ğım diyerek bütün bir şehrin futbol meraklılarının, taraftarlarının sırtına; aynı hançeri, henüz iyileşmemiş aynı yaraların üzerine bir kez daha vurarak tekrardan kanatmıştır.
Bir sezon öncesinde yaşananların aynısıydı senaryo, ondan öncesi sezonda sahnelenen senaryonun tozu alınarak tekrardan sahneye, pardon stada uyarlanmıştı.
Yapacak hiçbir şey yok. Gittiği yere kadar gidecekti bu durum. Seslerin ulaşabildiği bir yer var mıydı? Asla ve kat a yoktu. Belki de bu işin başında olanların istediği buydu ama ona da güç yetmezdi ki.
Çünkü bu şehrin, öyle her ortamda ses çıkaracak ve sonuna kadar ardında duracak bir lobisi yoktu.
Çünkü bu şehrin, öyle her meydana gelen sıkıntı karşısında göğüs gerebilecek, cevap verebilecek ve hatta hatta alınan tüm olumsuz kararları dahi lehine çevirebilecek bir siyasi gücü yoktu.
Çünkü bu şehrin, öyle yaşanan her yokluk karşısında “yanınızdayız” diyebilecek bir Sivil Toplum Kuruluş ağı (STK) yoktu.
Ve işin garibi bu “yok”lar halen daha da yok.
Çünkü bu, şehrimizin futbol takımının bir çeşit kaderi olmuştu artık. Takım iyi yerlerde iken, perdenin ardından çıkıp-gelen karanlık bir el, takım içerisinde ikilik ve hatta üçlük çıkararak takımın gidişatını her daim bozmuş, bu işin hakkını vermek için, gerçek manada ter akıtıp formasını ıslatan ruh sahibi oyuncularımızın motivasyonunu bozmuş, şehrin dahi moralini bozarak ellerinde düdük olan bazı art niyetli şahısların da yardımıyla şehrimizin futbol takımının geleceğini gasp etmişlerdir. Geleceğini karartmışlardır. Hayallerinin yıkılmasına sebebiyet vermişlerdir.
Hakem ile yapamadıklarını içimizdeki bizden gibi görünen, bizim formamızı giyinen ama bizden olmayan bazı futbolcularımızın sayesinde gerçekleştirmişlerdir. Çok değil; daha birkaç ay evvel evimizde 4-2 yenildiğimiz bir maç sonucu ve maçın perde arkasında yaşananlar, ne demek istediğimizi ortaya koymaktadır.
Aslında kabullendik gibi. Mecburen de susmaktayız. Ancak, bu işin ne zaman ve nerede patlak vereceğinin ve sonuçlarının da ne olacağının şüphesi, şahsım olarak beni hep korkutmuştur. Daha dün oynanan maçta aynı karanlık eller, iki şehri birbirine düşürmek için aynı senaryoları uygulamaya kalkmadılar mı?
Birileri para kazanacak diye, birilerinin egoları tatmin olacak diye, birilerinin tahminleri gerçekleşecek diye insanların duygularıyla, hisleriyle oynanmaz. Bilhassa bu şehrin kaderiyle oynanmaz.
Tamam, “sahapsız memleket” nakaratına sığınmıyoruz. Yokluklar içerisinde ayakta tutmaya çalıştığımız futbol takımımızın bütün futbolcularına, çiçeği burnunda yeni yönetimimizin gayret ve çabalarına, gerçek taraftar ve temsilcilerine saygı duymamak ta elde değil. Allah’a şükürler olsun tahtamız açık olmasa da eksik de, çatlak ta değildir. Aklımız da başımızda, kimin kim olduğunu idrak edecek izanımızda vardır, tartacak mizanımızda.
İyi günlerde elinde telefonu takımın tam orta yerinde poz verip, reklam yapıp, hava atanları, yardım kampanyalarında söz verdiği halde sözünden dönenleri hatırladığımız gibi, iki gün önceki maçta yaptığı akıl almaz hataları ile hakem olduğundan şüphelendiğimiz şahısları da unutmamız mümkün değildir. O maçı yöneten şahıs, hakem idiyse bu kadar hatayı kasıtlı olar mı yaptı? Yok, şayet bu yapılanlar kasıtlı değildi ise o zaman bu adam maç yönetmeyi bilmiyor, hakem değil. Neden gönderildi?
Birileri yine ortalığı karıştırmak için çaba sarf ederken, benim şanı büyük Dadaşım bu tür oyunlara gelmeyecek kadar şeref sahibi olduğunu her yerde olduğu gibi, haklarının gasp edildiği bu maçta da göstermiştir. Yokluklar içerisinde “VAR” lara karşı tek başına mücadele edecek kadar da vakar sahibidir. Her şeye rağmen, bütün bu olumsuzluklar rağmen sahadan berabere ayrılan kendi şehrimizin futbol takımını saygıyla selamlıyorum. “Ne edah gardaş, sevdığımızide mi demiyah.”
Birileri bu şehrin kalbinin attığı yerde, bu şehrin futbol takımının ve bu şehrin insanının canı yakarken, gel de yazma şimdi…


