VEDAT KAN


Ben Gazeteci Değilim Kardeşim Nesini Anlamadın…

.


Çok iyi bilinir ki; iki nesil boyunca bir halkı köle olarak çalıştırır, yaşatır ve bazı şeyler hususunda mecbur bırakır isen üçüncü nesil hiçbir zorlamaya gerek kalmaksızın emre itaat eder, kendi işi mantığıyla severek ve isteyerek ifa ederek, her duruma rıza gösterirmiş.

Ben demiyorum, bilimin o kadar değişik dalları var ki, işte dallardan biri diyor. Her köşede üniversitemiz var ve içerisinde de bir sürü ilim adamımız, gidin sorun.

Aslolan; güçlünün gücünü ispat etmesi değil, haklı olmasıdır. İşte o zaman hem güçlü hem de haklı olmanın keyif getiren gururu ile atılmadık adım, mücadele edilmedik sıkıntı kalmaz. Dertler yeriyle dağ olsa bu keyfe dayanamaz. Değilmi ki, namertliğin kitabı yazılmasa idi.

İnsanoğlunun namertlik adımında en büyük zaafı ise şahsi menfaatleridir. Ve bu şahsi menfaatleri de delikli demirin icat edilmesinin çok öncelerine dayanmaktadır. Namertliğin kitabını koltuğunun altına alan art niyetli kişiler, bencillik kervanına ayak bastıkları andan itibaren aldıkları nefesin dahi hesabını kendilerine taraf işleterek tıpkı nalıncı keseri misali çalışmaktadır. Dünyada sahip olunan maddi ve manevi değerde ki her şeyin, sadece ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda olması da bu şaşmaz kaidelerden birisidir.

Ne yazıktır ki bu durum insanlığın ilk yaratılışına kadar da uzanmaktadır. Yani yapacak bir şey de yok aslında. Böyle gelmiş ve böyle de gidecek emin olun.

Memleketten ayrılıp yazmak istedim hep, güncel olarak ulusala doğru ama bırak memleketten ayrılmayı, kendi mahallemden bile dışarı çıkamıyorum. Gün geçmiyor ki bir yerden bir sıkıntı patlak vermesin. İnsan, yıllarını belli bir amaç için, belli bir aşama içerisinde harcadı mı öyle kolay kolay vaz geçemiyor işte. Kenarda oturup yaşananlara seyirci kalacak kadar sabırlı değilimdir evelallah. Hamdolsun kimsenin lafını peynire meze yapıp yiyecek kadar da acizlik girdabında boğulmadık. Kimin ne kantarı var ise meydan burada, arşın burada sıkıntı yok.

Birkaç kalem erbabı dost ile muhabbet edelim dedik, vay anam vay… Ortaya çıkan gürültü sağır kulaklarıma kadar geldi, neymiş efendim bunlar gazeteci değillermiş te, bunlar mı bu memlekete sahip çıkacaklarmış ta, bunlar mı eline kalem alacaklarmış ta…

A benim güze kardeşim. Aç telefon geleyim yanına, çayları ben ısmarlayayım sen iç. Ben anlatayım sen dinle. Okkan tutar ise sen yazarsın ben okurum, tutmaz ise kapa çeneni de yazdıklarımı oku. Var ise şu ana kadar yazdığım yazılar içerisinde problem içeren bir yanlışım, ispat et özür dileyip köşemde kös kös oturayım ama başka türlüsünü kimse benden beklemesin. Bu arada ben gazeteci değilim, yalancılıktan gazetecilik oynayan veya kendilerine gazeteci süsü verenlerden de değilim. Ve kesinlikle bu işe gönül vermiş, emek sarf etmiş ve hakkıyla Allah için bu mesleğin çamurunda yoğrulmuş olanlarımı da kesinlikle tenzih ederim. Ben sadece ve sadece sesli olarak düşündüğüm, mağdur birilerinin duygularıyla, kendi düşüncelerimi kâğıda döküyorum o kadar.

Yani ben, birilerinizin takla atmaktan yapamadığı, söyleyemediği ve hatta yazamadığı şeyleri halk olarak, bu şehirde yaşayan biri olarak, bu şehrin kendi insanı olarak ilgililerinin kulağına fısıldamak yerine haykırıyorum. Kahve köşelerinde dedikodu yapmak yerine, ben gazete köşelerinde yazıyorum. Bilmem bu durumun nesini anlayamadın a be cancağızım…

Bu konuda beni düşünmekten ve düşüncelerimi kâğıda dökmekten alıkoyan ve sırf sen veya sen gibi birilerinin dileğine ters düşen beni bertaraf edecek bir kanun var da ben mi bilmiyorum.

Ezber bozuldu hanımlar / beyler; topuzu eline alacak olanımız kantarın ayarını iyi yapsın. Maazallah laftır bu, kimi rezil kimi vezir yapar hiç bilinmez.

Edebiyle oturanın ebedi dostu oluruz sıkıntı yok, hatamız vardır, anlatırlar boyun büker kabullenir el öperiz. Bükülmeyen eli öpmek yiğidin şanındandır. Amma edebini bilmeyenin de edepsizliğini çekmeyiz ona göre. Hiç kimse kendisini bulunmaz hint kumaşı zannetmesin.

Tekrar ediyorum; bu işin asıl ve gerçek sahiplerini (ki kim oldukları zaten bellidir) tenzih ederek diyorum ki ben gazeteci değilim ama ben gazeteciyim diyen büyük bir çoğunluğunu da kâğıdıma mürekkep olarak sürmem. Bilmem bu durumu daha kolay nasıl anlatırım.

Belki alışmışsınızdır köle misali aldığınız fatura bedeli kadar efelik taslamaya, kimsenin köleliğinde hamd olsun gözümüz de yok gönlümüzde, ancak eğer ki ardımızdan bir şeyler konuşacak kadar diliniz var ise yüreğinizin de olmasını dilerdim. Yüreği olmayan adamın adı gazeteci değil, kalemşor olur benimde satılık tezgâhında olan kalemlerle işim olmaz.

 Çay ısmarlamaya her zaman hazırım efendim…