Anahtar Kelimeler: Radyolarla nostaljiye dönüş
1

BAŞKAN KORUK'DAN REGAİP KANDİLİ MESAJI

2

Başkan Necmettin Taşçı' nın Regaip Kandili Mesajı

3

Bülent Oğuz'dan Regaip Kandili mesajı

4

Sunar’dan birlik ve dirlik mesajı

5

ETÜ'de eğitimde motivasyonu etkileyen unsurlar konferansı

6

Öz: “Dualarımız daha güçlü bir Türkiye için”

7

Bomba gibi patlayan düdüklü tencere genç kadına dehşeti yaşattı

Radyolarla nostaljiye dönüş

.

Baş tacı edildiği dönemlerde insanlar için hayal gücünün sınırlarında gezinmeyi sağlayan aynı zamanda bir şişeye sığacak kadar küçük, bütün kıtaları içine alabilecek kadarda büyük sayılan bir yoldaştı radyo. Hiç görülmeyen, hissedilmeyen birinin sıcaklığını yaşatan bu samimi mecra, gün geçtikçe gözden düşmeye başladı. Gelişen teknoloji ve değişen şartlarla birlikte eskisi kadar rağbet görmeyen radyolar şimdilerde zihinlerde tatlı bir anı, odalarımızın bir köşesinde dekor olarak yitip gidiyor.

İcat edildiği dönemden bu yana her alanda ses getiren ve önemli sayılan radyonun Türkiye’de ilk seslerine 1927 yılında İstanbul'da rastlıyoruz. İlk radyo yayınlarının yönetimi, diğer birçok ülkede olduğu gibi, özel girişimin elinde gerçekleşiyordu. Sonrasında ise Türkiye'de kamu hizmeti gören radyolar bilindiği gibi, 1964 yılında TRTgibi bir kamu kuruluşunun yönetimine geçti ve bu serüven ara vermedendevam etti. Sihirli bir kutunun içinden gelen bir takım sesler ilk önce insanları korkutsa dahi bir müddetten sonra hayatlarına renk katmaya başladı. TRT ile yeni bir dönemin kapılarını aralandı ve radyo artık insanların göz bebeği olmaya başladı.

İnsanların ailesinden saydığı bu sihirli kutu, farklı program ve içeriklerle gitgide hayatın vazgeçilmezleri arasına girdi. Aynı zamanda döneme damga vuran Arkası Yarın, Mikrofonda Tiyatro gibi programlar insanlara gündelik hayatın sıkıcılığından kaçmafırsatı da sundu. Her imkânın kısıtlı olduğu 60’lı yıllarda her gün aynı saatte çoluk çocuk, eş dost hep birlikte toplanıp büyük bir heyecanla radyonun başına geçip sabırsızlıkla bu yayınları dinlemeye başladı.

Hayal ile gerçek arasında bir nesil

O zamanların gençlik yıllarının en güzel dönemi olduğunu ifade eden Aysel Söğüt, radyolu günlerini ise şöyle anlatıyor: “ Her akşam birinin evinde toplanırdık. Merakla herkes bir köşeye sıralanırdı ve sabırsızlıkla saatin gelmesini beklerdik. ‘Arkası Yarın’ kuşağıyla yetişen bir nesil olarak hiçbir şeyden bu kadar zevk aldığımızı hatırlamıyorum. Seslendirme sanatçılarının muhteşem diksiyonu, vurucu ses tonlarıyla anlattıkları bizi farklı diyarlara alıp götürürdü. O zamanlar şimdiki gibi her imkân yoktu dinleyen anlatılanları hayal eder, yaşıyormuş gibi hissederdi. Mesela kahraman bir yeri mi tasvir ediyor hemen orası gözümüzde canlanırdı. Şuan hiçbir teknolojik aletten o hazzı alamıyorum. Eskinin ruhu, samimiyeti şimdi ne radyolarda ne de başka bir şeyde var.”

Aynı zamanda bir dönemi kasıp kavuran radyo tiyatrolarından da bahseden Söğüt,  şimdilerde her imkânın var olup insanları tatmin etmediğini ve bu konuda haksız sayılmadıklarını dile getiriyor. En büyük sıkıntının samimiyetsizlikten kaynaklandığını ve yapılan işin gönülden hissedilmediği takdirde her işin aynı sonuçları doğuracağını ifade ediyor.

Bu heyecan verici serüven1980'lere doğru televizyonların piyasaya çıkmasıyla birlikte bir sonun geldiğinin habercisiydi. Çünkü artık televizyon vardı ve radyonun hem görüntü, hem ses, hem de yazı kullanabilen televizyonla başa çıkamayacağı anlaşılıyordu. Tüm dikkatlerin görüntüye kaydığı ve görmenin daha kıymetli sayıldığı günlerderadyo, tozlu raflara kaldırıldı.

Bu süreçte çağın ihtiyaçlarını karşılamadığı düşünülen radyo ile birlikte bu işi yapan insanlardan tutunda meraklılarına kadar herkes maddi manevi bir şeylerini kaybetti.

“Tüm imkansızlıklara rağmen hayatımın en güzel çağlarıydı”

Bunların başında ise 45 yıldır bu mesleği ustasından devralan Necip Aksakal geliyor.  Aksakal, radyo yapımı ve tamiri üzerine Erzurum’da bu işi yapan tek usta. Son demlerini çoktan yaşamış olan radyonun gözü yaşlı sevdalılarından olan Necip usta tek bir kanalın varlığıyla sosyalleşip eğlenen bir devrin tanıklarından.

Eskiden her şeyin çok rahat ve kolay olduğunu dile getiren Necip Aksakal, yaşadığı dönemin tüm imkânsızlıklara rağmen çok güzel olduğunu anlatıyor ve ekliyor: “Bir kanalı dinlemeyemahkûmduk, çünkü başka çareniz yoktu. Fakat tüm bu imkânsızlıklara rağmen o dönemin hayatımın en güzel çağları olduğunu rahatça dile getirebilirim. Çocuk aklıyla o sesin nereden geldiğini anlamlandırmaya çalıştığımız anların tadı daha sonra hiçbir şey de olmadı.”

Radyo ve pikapların günümüzde de çok sık olmasa bile hala rağbet gördüğünü ifade eden Necip Aksakal, değişen şartlarla birlikte mesleğinin yok olduğunu ve itibarsızlaştığını da dile getiriyor. Eskiden hemen hemen her evde bir tane radyonun bulunduğunu şimdilerse ise radyonun sadece adının bilindiği bir dönemin geldiğini üzülerek belirtiyor. Dükkânınınkapısını şimdilerde tek çalanın eski birkaç müzik tutkunu, sanattan anlayan dostlar olduğunu söyleyen Aksakal’a en çok neye özlem duyduğunu sorduğumuzda ise, “ Çoğu zaman aklımızın almadığı bir sisteminin olduğunu düşündüğümüz radyodan çıkan sesleri tahmin edip onları zihnimizde canlandırdığımız günler aklımın hep bir köşesinde yer edinecek.” diye cevap veriyor.

“ Hiçbir teknoloji bir Tomris Oğuzalp veya Baykal Sayan etmeyecek”  

Televizyonun kendilerine dayattığı şeyleri izlemek istemeyip kendi dünyasını yaratanların vazgeçemediği bir mecra olan radyolar, kadim dinleyicilerini de tek tek kaybetmeye başladı. Bu kayıpların gönüllü olmadığını, bir mecburiyet olduğunu ifade eden yılların pikap ve radyo koleksiyoncusu Ahmet Çapan, içinde bulunduğumuz çağın bunu zorunlu kıldığını dile getiriyor.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarından beri radyo, pikap, gramofon gibi merakları olan Çapan, hevesle başlayan ilgisinin koleksiyona dönüşümünü ise şöyle anlatıyor: “Her şey dedemin evdeki pikap ve radyolarının ihtişamına hayran olmamla başladı. Beni meraklandıran ve bir o kadar tedirgin eden bu ikinci ses hep kafamı karıştırıyordu. Dedemin yanında görüp izleyerek bende de bir merak başladı ve elime geçen her parçayı toplamaya, onarmaya başladım. Daha sonra belli saatlerde çıkan programları takip etmeye başladım ve bu durum beni sanatın, tiyatronun hazzına ulaştırdı. Mesela biz radyoda dinlediğimiz bir sesin arkasındaki bedeni hep güzel tasavvur ederdik. Bu gibi hatıralar şimdilerde çocuklarıma anlattığımda komik geliyor. İnanılmaz bir hızla gelişen bir teknoloji bunu mecbur kılıyor. Zamana, çağa ayak uydurmak zorundasınız ve bazı değerleri ister istemez unutuyorsunuz. Yaklaşık 35 tane pikap, 1500 tane plak ve bir o kadarda radyom var. Mesela bunlar benim oğlum için bir şey ifade etmiyor. Çünkü elindeki telefonla her şeye ulaşıp dinleyebiliyor. Ama hiçbir teknoloji benim için bir Tomris Oğuzalp veya Baykal Sayan etmeyecek.” diyerek o günlerini özlemle anlatıyor.

Görüntünün, yazının, fotoğrafın olmadığı sadece sesin kulaklara çarpan tınısıyla var olan radyo başlarda dezavantajlı gibi görünmüş olsa da insanların televizyonlarda küçük ekranlara sıkışmadığı, hayal gücünün sınırlarında gezindiği bir ortam yarattı. Her ne kadar günümüz teknolojisiyle baş edemiyor olsa bile insanların akıl erdiremediği bir cin olarak hayatlarımızda unutulmayacak bir yer edindi. Ayrıca diğer iletişim araçlarından her zaman hızlı ve esnek olan bu cin, aynı zamanda profesyonel olmayanlara bile sesini duyurma şansı verecek kadar da demokratikti. Radyoların sadece dekor amaçlı kullanılmadığı, nostaljik günlerin unutulmadığı günler dileğiyle.